Varis özellikle bacaklarımızdaki toplardamarlarda basınç artışına bağlı olarak aşırı genişleme olması olarak tanımlanır. Varisler, aslında venöz (toplardamar) yetmezliğinin bir sonucudur. Toplardamar yetmezliğinin en sık sebebi genetik faktörlerdir. Bunun dışında, sigara, obezite, hareketsiz yaşam tarzı, damar tıkanıklıkları diğer risk faktörleri olarak sıralanabilir ve ülkemizde en sık genç-orta yaş grubundaki kadınlarda görülür. Toplardamar yetmezliğinde esas problem, toplardamarlar içerisindeki kapakçık yapılarının fonksiyonunu yerine getirememesi ve bu sebeple kirli kanın yerçekiminin de etkisiyle kalbe doğru iletilememesidir. Kirli kan, yerçekiminin de etkisiyle vücudumuzun en alt bölgesi olan bacaklarda birikir ve toplardamarlar içerisinde basınç artışına yol açar. Bu basınç artışı bir süre sonra toplardamarlarda genişlemeye ve kapakçık yapılarının iyice çalışamaz hale gelmesine yol açar. Basınç artışının bir sonucu olarak ana toplardamardaki ve yan dallarındaki genişleme varis olarak tanımlanır.
Varis hastalarındaki tek sorun kozmetik problemler değildir. Bunun yanı sıra bacakta şişlik, huzursuz bacak, ayaklarda dinlenememişlik hissi, ve ileri evrelerde özellikle ayak bileği seviyesinde koyu renk değişikliği ve yara oluşması gibi bulgular olabilmektedir.
Bu hastalarda tedavi planı genellikle klinik bulgular ve doppler ultrason verilerine göre kararlaştırılır. Dopplerde hafif veya orta dereceli yetmezlik olması durumunda, hastanın bacakta şişlik veya kozmetik problemler gibi semptomlarına yönelik tedaviler önerilir. Bu tedaviler, düzenli spor yapma, varis gelişimini yavaşlatan birtakım ilaçlar ve kompresyon (Varis) çorapları, köpük veya lazer skleroterapi olarak sıralanabilir. Ciddi yetmezlik durumunda ise bu tedavilere ek olarak ABLASYON (hasta olan damarın lazer veya radyofrekans ile kapatılması) gibi kapalı cerrahi tedaviler tercih edilebilir.
Varis gelişmemesi için yapılması gerekenler
Yazımızın bu bölümü özellikle genetik yatkınlığı olup henüz kendisinde varis olmayan hastalarımız için. Eğer anne, baba veya kardeşlerinizde varis problemi varsa, sigara içiyorsanız, uzun süre ayakta durmanızı veya oturmanızı gerektiren bir işiniz varsa ve aktif olarak spor yapamıyorsanız, orta yaş döneminizde sizde de varis problemi gelişmesi ne yazık ki mümkün. Bunu önlemek için yapabileceğiniz birkaç önlem şunlar;
- Sigarayı bırakmak için gerekli merkezlere başvurun
- Fazla kilonuz varsa bir diyetisyen ile görüşüp ideal kilonuza ulaşmaya çalışın
- Sabit ayakta durmak veya oturmaktan kaçının ve çalışırken bile kısa yürüyüşler yapmaya çalışın. Eğer yapamıyorsanız çalışırken diz altı dinlendirme çorapları kullanın
- Haftada en az 3 kez, bacak kaslarınıza yönelik egzersizler planlayın (en az 40 dakika hızlı tempolu yürüyüş, plates, yüzme veya bisiklet sürmek gibi)
- Kasık veya bel bölgenizi aşırı sıkacak kıyafetler giyinmekten kaçının
- Aşırı sıcak suyla duş almaktan kaçının ve duş sonunda bacaklarınıza soğuk su uygulaması yapın
Kapalı Varis Ameliyatları
Varis hastalarında kapalı ameliyat yöntemleri , son 10 yılda gelişen teknolojiler sayesinde, giderek artan oranlarda kullanılmaya başlanmıştır. Daha önceden toplardamar yetmezliği olan damarın, bacakta değişik seviyelerden yapılan 5-6 cmlik kesiler yapılarak , tamamen çıkarılması (açık ameliyat) uygulanırken; günümüzde artık hiçbir kesi ve dikiş olmaksızın, lazer veya radyofrekans teknikleri kullanılarak damarın içeriden kapatılması (kapalı endovenöz ablasyon) uygulanabilmektedir. Bu işlem için laser veya radyofrekans enerjisini kullanan özel kateterler kullanılır. İşlemi uygulayacak olan cerrahın, işlem öncesi mutlaka doppler yaparak haritalama yapması gereklidir. Bu işlem sırasında hangi damar bölümüne ne kadar enerji vereceğini planlamalıdır. Bu planlamanın yapılmaması, işlemin başarı şansını düşürecektir. İşlem sırasında; ultrason eşliğinde laser veya radyofrekans kateteri damar içerisine yerleştirildikten sonra, yine ultrason yardımıyla damarı çevre dokulardan izole edecek özel bir solüsyon enjekte edilir. Bu solüsyon, hem işlem sırasında etraf dokuları ısı hasarından korur, hem de hastanın işlem sonrası daha az ağrı ve morarma problemi olmasını engeller.
Yapılan çalışmalarda; laser veya radyofrekans enerjisinin kullanılmasının, işlemin başarı şansı açısından anlamlı bir farkı olmadığı gösterilmiştir. Ancak laser enerjisinin işlem sırasında daha yüksek ısılar oluşturması nedeniyle, radyofrekans enerjisinin çevre dokularda hasar açısından daha güvenli olduğu bilinmektedir.
Kapalı yöntemlerle varis ameliyatı yapılan hastalar, genellikle aynı gün içerisinde taburcu olarak evine dönebilir. 2-3 günlük ev istirahati sonrası hastalar çalışma hayatına dönebilir. Yaklaşık bir hafta işlem bölgesinde hafif sızlama ve morluk görülebilir. Hastaların, işlem sonrası en az 2 hafta varis çorabı giymesi önerilir.
Köpük veya Laser-Radyofrekans Skleroterapi
Toplardamar yetmezliği olan hastalarda, damar içerisinde basınç artışı olması nedeniyle, bacaklarda yeşil veya kırmızı renkli kılcal damarlarda belirginleşme olabilir. Bu küçük damar ağları, değişik çaplarda olup, özellikle kadınlarda çok ciddi kozmetik kirliliğe yol açabilir. Bu kozmetik problemler, köpük veya laser-radyofrekans skleroterapi yöntemleri ile ortadan kaldırılabilir.
Köpük skleroterapide, özel bir ilaç köpük kıvamına getirildikten sonra, genellikle 1 mm’den daha büyük çaptaki damarları kapatmak için kullanılır. Cerrah, özel bir iğne ve enjeksiyon sistemi kullanarak, köpüğü damar içerisine uygular. Bu işlem sırasında, damarın daha iyi görülebilmesini sağlayan özel ışık sistemleri ve optik sistemler kullanılabilir. İçerisine köpük enjekte edilen damar, saniyeler içerisinde kaybolur. İşlem sonrası, 4-5 gün işlem bölgesinde morluk görülebilir.
Damar çapı 1mm’den daha küçük olan kılcal damarlarda ise genellikle laser-radyofrekans skleroterapi yöntemleri uygulanır. Bu yöntemde, laser veya radyofrekans cihazları kullanılarak kılcal damarlar dışarıdan yakılarak yokedilir. Bu işlemden sonra 2-3 gün işlem bölgesinde kızarıklık, kabarma ve yanma gibi bulgular olabilir.
Gerek köpük, gerekse laser veya radyofrekans skleroterapi uygulanan hastalarda işlem başarısını etkileyen en önemli faktör, altta yatan hastalığın yani toplardamar yetmezliğinin tedavi edilip edilmediğidir. Ne yazik ki, birçok güzellik merkezinde hastaya doppler incelemesi bile yapılmadan bu işlemler uygulanmaktadır. Toplardamar yetmezliğinin derecesi belirlenmeden ve tedavi edilmeden yapılan bu kozmetik işlemler ne yazık ki başarısız olmaktadır. Sonuç olarak, aynı veya farklı bir bölgede tekrarlayan kozmetik problemler nedeniyle hastalar sürekli zaman kaybederler. Bu nedenle bu tür problemi olan hastaların mutlaka bir kalp ve damar cerrahının gözetiminde ve takibinde bu tedavileri almaları gerekir.